Azmedilen

Twitter a Programsız (VPN olmadan) girme (android)

Bilgisayardan nasıl yapılır öğrenmek için 

http://uaksun.tumblr.com/post/80575237618/twittera-vpnsiz-girme-yontemi-bilgisayarlar-icin


Sabah verdiğim yazıda android işletim sistemleri için anlattığımda unuttuğum bir detay vardı. Telefondan girerken mobile.twitter.com üzerinden veri alışverişi sağlanıyor. Ben ise sadece normal twitter üzerinden olanı anlatmıştım. Kusura bakmayın.

Şimdi bu işlemi telefonlar için anlatmamın nedeni indirdiğimiz HotSopd veya Tunnel Bear ya da diğer bütün Programlar telefonda şarjı sömürüyor bildiğiniz gibi herkesin şikayetçi olduğu bir konuydu bu. 

Öncelikle benim telefonum android olduğundan sadece android telefonlar için olanını anlatabileceğim. Diğer arkadaşlar için araştırıp tekrar yazacağım mutlaka.

Önemli Bilgi: ROOT gerektiren bir işlemdir. 

Telefonumuzun Rootlama işlemlerini uzun uzun anlatacak değilim onunla ilgili kısa bir bilgi vereyim. Telefonunuz garanti kapsamında ise ROOT telefonu garanti kapsamından çıkarıyor ve ROOTlama sırasında yaşayabileceğiniz sorunlardan dolayı mesuliyet kabul etmiyorum.

ROOT neden gereklidir diye sorarsanız eğer, çünkü hosts dosyası sistem dosyasıdır ve telefonda kullandığınız android işletim sistemi linux tabanlıdır ve linux’ta ROOT yetkiniz olmadan o dosyalara erişim ve değiştirme izniniz yoktur. 

Root u basit bir şekilde yapmak istiyorsanız google dan FRAMAROOT programını aratın. XDA forumundaki yazılımcıların android için geliştirdiği bir programdır desteklediği telefonları direkt olarak rootlama imkanı sağlıyor.

Diyip işlemimize başlayalım

Öncelikle Google play dan HOSTS EDITOR programını indiriyoruz

https://play.google.com/store/apps/details?id=com.treb.hosts

bu programı indirdikten sonra 

programı açıyoruz. Root istemeyecektir yalnız ip eklemeye başladığında save ettiğimiz zaman Root izni istiyor. 
Ekleyeceğimiz IP ve Domain isimleri telefon için şu şekilde oluyor
image

Menü tuşuna bastığınız zaman alttaki New Entry kısmına tıklıyoruz ve açılan bölümden IP adresi yazan yere numaraları öteki alttaki kısma ise Domain adlarını ( yani örneğin mobile.twitter.com ) yazıyoruz. 

Not: her ip ve domain adını teker teker girebiliyorsunuz telefondan.

199.16.159.43 mobile.twitter.com
199.16.159.43 www.mobile.twitter.com
199.16.159.47 mobile.twitter.com
199.16.159.47 www.mobile.twitter.com
199.59.149.230 twitter.com
199.59.148.10 twitter.com
199.59.148.82 twitter.com
199.59.149.230 www.twitter.com
199.59.148.10 www.twitter.com
199.59.148.82 www.twitter.com
199.59.150.44 t.co
199.59.148.12 t.co
199.59.150.44 www.t.co
199.59.148.12 www.t.co

Hepsini tek tek girmemiz gerekiyor. 
Yukarıda vermiş olduğum yöntemle mobile.twitter.com üzerinden giriş yapabilirsiniz ( tarayıcı kullanarak ). Maalesef henüz com.twitter.android in veri alışverişinde kullandığı ip adresini bulabilmiş değilim.

Diğer işletim sistemleri için ( Windows 8 mobile ve İOS ) araştırma yapıp onun için de ayrı bir döküman hazırlayacağım. 

Önemli not Mobile İşletim Sistemleri için Opera MİNİ yi indirip twittera istediğiniz gibi girebilirsiniz. Hiçbir engellemeye takılmıyor.

 Sormak istediğiniz sorular için  Twitter üzerinden @krototip adresiyle iletişime geçebilirsiniz.

Twitter’a VPNsiz girme yöntemi (bilgisayarlar için )

Bilgidiğimiz gibi epeydir RTE’nin dikta rejimiyle bir şekilde baş etmeye çalışıyoruz. Epey fazla insan bu konudan müzdarip bir şekilde etrafta dolanırken, Youtube kapandığı zaman yaptığımız bir olay aklıma geldi ve hemen onun için işe koyuldum.

Bildiğiniz gibi bir kaç yıl önce Youtube kapandığında OpenDNS kullanmadan giriş yapabilmek için bilgisayarımızda kayıtlı olan *hosts dosyasına Youtube ait domain ve IP adresini kaydettiğimizde siteye rahatlıkla giriş yapabiliyorduk. Aynı şey neden Twitter için yapamayalım dedim ve twittera ait Domainleri ve IPleri toparladım. Hosts dosyasına kaydettiğinizde gerçekten çalışıyor.

Not: Yaptığımız bu işlem tamamiyle güvenli ve hiçbir risk taşımıyor. Ayrıca İnternet hızınızın düşmediğini de belirtmek isterim.

Şimdi Hosts dosyasına nerede olduğunu ve nasıl kaydedeceğimizle ilgili bir takım bilgilere değineceğim.

Hosts dosyası bilgisayarımızda adres olarak

Windows xp/7/8/8.1: WINDOWS\system32\drivers\etc\ varsayılan konum durumunda.
Windows 95/98/Me: WINDOWS\
Linux: /etc
Mac OS 9 ve daha öncesi: System Folder: Preferences
Mac OS X(*): /private/etc

Dizinlerinde bulunan Hosts dosyalarından işlemi yapıyoruz.
Windows xp ve sonrası için olanları aktarıyorum

Dosyaya ulaşmak için yukarıda verdiğim sıraya göre önce Bilgisayarım»C:»WINDOWS»system32»drivers»etc sırasını izleyip Hosts dosyasını Notepad ya da Wordpad benzeri bir programla açtıktan sonra vereceğim IP ve Domain adreslerni kaydetmek

Ya da Başlat » Çalıştır a “  C:\WINDOWS\system32\drivers\etc ” yazıp arattın direk sizi istediğiniz dizine götürecektir. Oradan hosts dosyasını açıp vereceğim IP ve DNSleri kaydetmek


image

Host dosyamız açıldığında ilk başta aşağıdaki twitter com denilen yer boş olacaktır biz fotoğrafta görünen ipleri kaydediyoruz. 

199.59.148.10 twitter.com
199.59.149.230 twitter.com
199.59.150.44 t.co
199.59.150.44 www.t.co
199.59.148.10 www.twitter.com
199.59.148.12 www.t.co
199.59.149.230 www.twitter.com
199.59.148.82 www.twitter.com
199.59.148.82 twitter.com
199.59.148.12 t.co


yukardaki ipleri fotoğraftan bakıp yazmak zor olacağı için burdan kopyalayıp fotoğraftaki dizine kaydetmeniz. 

Önemli uyarı : Herhangi bir sorun yaşamamak için lütfen Hosts dosyanızın bir yedeğini alınız ( ismini hostsyedek ya da kendi anlayabileceğiniz bir şekilde değiştirip saklayınız )


İşlemleri yaptıktan sonra kaydetme sırasında Bilgisayarınız ya da kullandığınız antivirüs sistem dosyası üzerinden değişiklik yapmaya çalıştığınız için izin vermeyebilir ya da yetkili izni isteyebilir. Antivirüsünüzün Gerçek zamanlı korumasını kayıt sırasında devre dışı bırakın. Kayıt işlemi bitince tekrar yeniden devreye alabilirsiniz.

image

Yukarıdaki görüntü kayıt işlemini yaptıktan sonra hiçbir proxy ya da VPN ya da DNS değiştirmeden yaptığım sonucudur.

Eğer Hosts dosyasına IPleri kaydettikten sonra giriş sorunu yaşıyorsanız DNSlerinizi google DNSlerle değiştirin ( hepiniz öğrendiniz zaten nasıl değişeceğiniz google dnsler 8.8.8.8 / 8.8.4.4 )

 Sormak istediğiniz sorular için  Twitter üzerinden @krototip adresiyle iletişime geçebilirsiniz.

Tanrı olsam düşleri maviye boyardım

Aslında maviyi gram sevmem  

Ama gözyaşları mavi olsun isterdim

O’nun ağlaması mavi kadar acı çünkü.

Insan en cok 
beklerken seviyor 
beklerken aci cekiyor 
büyüyor
 nasır tutuyor yüreĝi

Bekler misin beni?
 Yüreğin kurumadan gelirim 
Çay iç istersen 
Rengi biraz kaçak olsun 
Çok özleyesim var birini 
Sensizliğin adi mavi olsun

Insan en cok

beklerken seviyor

beklerken aci cekiyor

büyüyor

nasır tutuyor yüreĝi

Bekler misin beni?

Yüreğin kurumadan gelirim

Çay iç istersen

Rengi biraz kaçak olsun

Çok özleyesim var birini

Sensizliğin adi mavi olsun

yağmur tanelerine basmadan yürümeye çalışmak gibi hastalıklarım oldu senden sonra, sanki hepsi dokunduğum gözyaşlarınmış gibi acı veriyordu. gözümde canlanıyordu ilk yüzünden süzülen ilk gözyaşın, tenine ilk dokunuşum ve gözyaşını öpüşüm. mayhoş bir tadı vardı tıpkı senin gibi gözyaşınla bağlanmıştı yüreğim yüreğine ve gözlerine baktıkça rüyalara dalıyordu zihnim. Yağmura tanelerine basmadan koşuyordum sana hiç yetişemeyeceğin duraklara doğru yol almak gibi sana gelmek, hiç bilmediğin köylere uğramak gibi, yakmıştı gözyaşların geçtiği bedenleri ondan geriye kalan sadece külden bedenler olmuştu, neydi bu havadaki ağır koku? aşk mı yoksa aşkın katlettiği ölü bedenler mi? sahi aşk neydi? bir katil? insan yüreklerini yakan bir cellat? aşk bir kor ateş miydi düştüğü yeri yakan? yoksa aşk sen miydin ? Gözyaşlarına basmadan koşuyordum sana ve sen yoktun uğradığım hiçbir rüyada…

Bir sığ düşünme yöntemi
İnsan oğlunun benimsediği ideolojinin en iyisi olduğu fikriyle yanıp tutuşması hastalığı diye bir gerçek var. Bana göre tamamı ile bir psikolojik ya da sosyolojik araştırma konusu olabilecek bir düşünce tarzı ile günümüzde her alanda karşılaşıyoruz. Dün gece tanık olduğum bir sohbet üzerine bu sohbeti sizlerle paylaşma ihtiyacı hissettim.

Bahsi geçen sohbet, bizim mahalledeki market önünde gerçekleşmiş olup kişilerin önemsizliği ve ideoloji eleştirisi üzerine olan bir sohbetti. Lakin çoğu ideolojinin hastalığı olan iğneyi kendine batırmak deyiminden yoksunluk bu ideolojide de karşıma çıktı. Bahsettiğim şahıslar HÜDA-PAR bünyesin altında kendi deyimleriyle “hizbullahçı” ideolojisiyle yanıp tutuşan bireylerin, kendi düşüncelerini aklamaya çalışırken o ideolojik örgütlenme dışındaki bütün örgütlere nasıl iğrençlikle saldırılarını yansıtır.

Söylediğim gibi ben ortamda sadece dinleyici olarak bulundum ve sohbeti yapanlardan birisi İLKE-Haber ajansında yazı yazan bir gazeteci, bir diğeri sosyoloji bitirmiş bir arkadaş, biri bahsi geçen ajansın sahip olduğu çağrı televizyonunda dini muhabbetler yapan biri ve onlara yakınlığı olan kardeşler ve arkadaşlar.

Sohbete şahitliğim tamamıyla tesadüf eseri olup, en küçük kardeşimi gezdirmeye çıkardığım bir saatte gerçekleşiyordu.

Sohbetin başlangıç noktası 1 Eylül’de Amed ‘te yapılan Dünya Barış günü mitingini eleştirme olarak başlamış olduğunu düşünmekle beraber. Benim onlara rast geldiğim sırada mitinge katılanların sayısı tartışıyordu. ben diyalogları kişileri ifşa etmeden Yazar olana Y, Sosyolog olana S, dini program yapana D, kendimin katıldığı yerleri de B, harfi altında aktaracağım sizlere.

S: miting alanının tamamını dolaşmış biri olarak, orada olanların hiçbirinin yüzünde Allah’ın nurunun olmaması dikkatimi çekti. Hepsi komünist suratlı ( komünist suratlı olan insan nasıl oluyor hala anlamış değilim). B sen de oradaydın gördüm seni.
B: evet! seni gördüm selam verdim lakin almadın.
S: Katılım epey kalabalıktı sayı hakkında bilgin var mı Y ?
Y: anf 50 bin olarak duyurmuştu yazısında.
S: hadi ya ! ben daha fazla bekliyordum.
Y: Kalabalık görünmesine rağmen İstasyon köprüsünün üstü boştu ve sahneyi ortaya koymuşlardı. o meydanın yarısını zaten sahne kaplıyordu. Zaten şehitlik tarafı hep boştu.
S: Sadece ofis tarafı doluydu ve Balıkçılarbaşı’na giden tarafta biraz kalabalık vardı. Yine de sayı benim beklediğimden azdı
sohbet buraya kadar tamam ile sayıydı ondan sonra eleştiri kısmı başladı.
Y: Zaten TKP (nedense ben 1 eylülde amedteki mitingte TKP’yi görememişken arkadaşın katılmamasına rağmen TKP’nin mitingte olduğunu görmesi takdire şayan bir hareket) EMEP ve LGBT örgütlerinin orada olması
D: LGBT??
Y: lezbiyenlerin, ibnelerin oluşturduğu dernekler. Keskesor, Hebun LGBT adı altında birleşmişler. Bi de pankart açmışlar. Aşk örgütlenmektir. Eşcinsellere Özgürlük pankartı açmışlar.
S: Hani birbirini sikenler.
Y: Geçen Türkiye’deki bütün ibneleri bir araya toplamış sözde 3 günlük bir atölye çalışması adı altında kapıyı kilitleyip içeri kapanmışlar.
S: atölye çalışması adı altında 3 gün boyunca sınırsız birbirlerini sikmişlerdir. Yorulmuşlardır şimdi onlar.
Y: yok atölye çalışması diyorsun elinde ne bir kazma ne bir kürek ne bir çivi ne de başka şey var. Hepsini topladılar bir odaya kapıyı kilitleyip 3 gün boyunca içeride kaldılar. Hani bari Atölye adı altında yapmayın bunu. 3 günlük sınırsız sikiş diyin bilelim ne yaptığınızı.

Atölye çalışmalarını sadece kazma kürek vurmaktan ibaret sanan zihniyetin LGBT örgütleri hakkında bu denli atıp tutması canımı sıkmıştı. Ki bir ara R.Ç. davasına geldi konu.

Y: Geçenlerde Diclekent’te birini öldürmüştü babası. İsmini hatırlamıyorum şimdi.
B:  R.Ç. davasına diyorsun sanırım. Diclekent’te babası ve amcaları tarafından öldürülen?
Y: evet. babası önce onu eve kapatmış sonra bu bir şekilde evden kurtulup, kendini pazarladığı arkadaşlarından birinin evine gitmiş (ne iğrenç bir söylem eşcinsellerin bütün arkadaşlarıyla seviştiğini zanneden zihniyet ve bütün eşcinsellerin seksomanyak olduğunu düşünmek onu geçtim bütün eşcinsel bireylerin seks işçiliği yaptığını sanan sapık zihniyet )
B: sonra babası tekrar yakalayıp öldürmüştü çocuğu.
S: B bazen senin de onlardan olduğunu düşünüyorum ( espri yapıyor sevimli şey)
B: olup olmamamın burada konuşulan konuyla alakası yok. Ben de senin insan olmadığını düşünüyorum.

Konunun buradan sonrası kadın örgütlerinin çalışmalarına doğru geldi.

Y: geçen ofiste yapılan bir eylemde 80 yaşındaki kadının eline pankartı vermişler üstünde ” bekaret testine son ” yazıyor. Emin ol S arkadaş o kadın o pankartta ne yazdığını bile bilmiyordu.
S: o kadının bekaretlik yanı mı kalmış? (kendi aralarında gülüşmeler )
D: nasıl yani ?
Y: yani evlenirken kadının daha önce biriyle yatıp yatmadığını kontrol etmeyecekmişiz.
D: boşuna mı para veriyoruz ? o kadar altın falan ödüyoruz onlara bir de gidip önceden biriyle sikişmiş olanı mı alacağız?
Y: Zaten kadın özgürlük hareketini anlamış değilim. ( Burada hadis bir hadisle örnek vererek konuyu dinen de haklı olduğunu ispatlamaya çalıştı. ) Zaten peygamber efendimize göre kadınların yöneticilik yapmaya elverişli bedenleri yok. Onlar duygusaldır. Onların narin vücutlarına gereğinden fazla yük bindirirseniz onları ezersiniz. Bur bir çelişki yani. Çıkmışlar kadına özgürlük, Erkek egemenliğine son. Kimsenin namusu değiliz tarzında pankartlar.
S: Çok şımartıyorlar bu kadınları yeminlen. Geçen birisi karısını onu aldatırken yakalamış. Karısını öldürdü diye dava etmişler adamı.
D: hakkı ölüm zaten o kadının.
Y: En çok kadın özgürlüğü diyenlerin, perde arkasında en çok kadınla olduğunu söylemeliyim. Siirt belediye başkan yardımcısı 13 ve 17 yaşındaki iki kız çocuğuna para verip onlarla beraber oluyordu. Yakalandı sonra. Siirt belediyesi bdp de! Başka bir örnek daha vereyim. Diyarbakır’daki ( davanın gizliliği üzerine hangi belediye olduğunu söylemeyeceğim ) falan belediyenin belediye başkan yardımcısı belediyede çalışan iki kadınla beraber oluyormuş. Hem kendisi evli hem de diğer iki kadın. Sonra birisi bunları yakalamış iş üstünde görüntülerini çekip, polise yollamış polis de bunları yakalamış. Kadınlar boşanmış. Adam kadının birisine 150 bin tl’lik audi birine de yeni hal’de 350 bin tl ye bir daire almış. Sonra araştırmışlar kim yolladı videoyu polise diye. yapan adam bütün bilgisayar kayıtlarını ve işi yaptığı sırada kameraları kapatmış. Bdp de yapan kişiye dava açmış.

konu burdan sonra konuşmayı yapan arkadaşın susmamasıyla deva etti ( zaten müdahale etmeye çalışınca adamların kendi aralarında birbirini dinleme sırası bile yokken. ben yakaladıklarımı ve hatırladıklarımı buraya yazıyorum. zaten Y: diye bahsettiğim gazeteciyi susturma na-mümkün bir olgu )

Y: S arkadaş benim çelişkiye düştüğüm bir noktada şu, yav sen kadın özgürlüğü diyorsun. sonra kadını dağlara çıkarıp sırtına 50 kiloluk çantayı verip yürütüyorsun eğitim yaptırıyorsun ona. Bu kadına eziyettir özgürlük değil. Normalde kadın o ağırlık olmadan o koşullarda yürüyemez. Bir de sen kadınlara yöneticilik falan veriyorsun. ( burada necip fazıl’ın hakimeyle olan bir hikayesi anlatılır )

B: kadın her zaman erkekten daha objektif yönetici olmuştur. Erkek zaafları yüzünden kadına göre daha zayıftır yöneticilik yaparken.

Y: Hayır. kadın kendini erkeğin üstünde gördüğü an onu ezer.
B: senin bahsettiğin eril toplumda erkeğin kadın gücünden korkması başka bir şey değil

Konunun buradan sonrası Van depreminde Hizbullah örgütüne bağlı derneklerin nasıl çalıştıkları ( pohpohlamalar ) Kürt halkının dini bakımdan yetersiz olması. PKK hareketinin dinsizlik yaydığı falan filan. Zaten sohbetin gidişatına daha fazla dayanamadım ve kardeşimi alıp eve çıktım.

Ha unuttuğum bir noktayı eklemek istiyorum.

Y: Şimdi Selahattin Demirtaş ajanları falan suçluyor. hükumet bizi ispiyonluyor falan diyor. Geçen çıkmış Ceylanpınar’da bir evde 9 kişilik bir nusra örgütünden eleman bulunuyor. Hadi devlet gelip onları yakalasın diyince ispiyonculuk olmuyor mu?
konuyu şöyle ele alalım. Biri gelip Ceylanpınar’da bir evde 9 kişilik PYD den eleman bulunuyor derse ispiyonculuk oluyor. öyle mi ?

son anektotu eklememin sebebi hüda-par ın ve İLKE Haber Ajansı’nın el-nusra ve el-kaide’yi nasıl savunduğunu göstermekti.

Din olgusu toplumlarda bazı konulara tamamıyla at gözlüğü ile bakmayı emrediyor sanırım insanlara. Bunu dinle genellemeyip hizbullah’ın savunduğu din olgusu diyeyim. yanlış anlaşılma olmasın. Tabi yaptıklarının insanlık suçu olduğunu söyleyince kendi kurallarına göre şekillendirdikleri dini ve şerri adaleti ön plana atarak kendilerini haklı çıkarma başarısında bulunabiliyor bu arkadaşlar.

Ne zaman kendi ideolojimize iğne sokmayı deneyip çuvaldızı başkalarının düşüncelerine sokmayı öğreneceğiz bilemiyorum. Lakin Kürdistan’da kadın hareketinin ve LGBT hareketlerinin geleceğini pek aydınlık göremiyorum bu insanlar yüzünden.
VAN’A YAPILAN YARDIM HAKKINDA

Merhaba arkadaşlar,

Bildiğiniz üzere Vanlı depremzede çocuklar için sosyal medya bir kaç gönüllü arkadaşın kendi inisiyatiflerini kullanarak düzenlediği bir yardım kampanyası 10 günü aşkın bir süredir devam etmekte. Lakin dün meydana çıkan bazı olumsuzluklar onları ve yardım eden onlarca insanı aşırı derecede rahatsız etmiş bulunmaktadır. Bu rahatsızlığa bizzat kendim de ortak olup onun üzerine bu yazıyı yazmayı ve siz değerli arkadaşları bilgilendirme amacı zorunluluğu hissettim.

İlk olarak o yardımı koordine eden arkadaşların hiçbir çıkar gözetmeksizin kendi işlerinden ve zamanlarını feda ederek bu işe giriştiğini belirtmek gerekiyor. 

Dün sosyal medyaya bir arkadaş tarafından alışveriş sırasında çekilip konulan fotoğrafların ve yapılan yardım üzerinden prim yapmaya sağlaması, yardım için gönüllü olan bütün arkadaşların aynı düşüncede olduğunu kanaatini yansıtmış bulunsa da, gönüllü olarak çalışan arkadaşların kimliklerinin gizliliğini ve yapılan yardımın gizli bir şekilde yürütülmesi kapsamında epey duyarlı davrandıklarını belirtmek gerekiyor. Amaçlarının ben dahil yüzlerce insan tarafından bilindiği üzere sadece Van’daki depremzede sabilerin bu soğuk kış günlerinde yüreklerini ısıtmak olduğunu aşikardır. Daha önce yaptıkları başka bir organizasyonu kimseye yansımaması bunun en ayan örneğidir. Bu işe başlarken ne depremzedeleri küçük düşürecek ne de yardım eden insanların hassasiyetini ve duyarlılıklarını zedeleyecek davranışlarda bulunmamak üzere hareket etmeyi kendilerine misyon biçen bu arkadaşlar. Haddini aşan arkadaşın bu duyarsız hareketi sonrasında çok zor duruma düşmüşlerdir.

Bilirsiniz ki, birilerine yardım eli uzatırken bir elin uzattığını öteki elin dahi görmemesi gereklidir. Bu misali Gezi üzerinden örneklendireceğim daha açıklayıcı olması açısından. Biliyorsunuz ki Gezi direnişi sırasında asıl çatışan grupların zafer elde etmesinden sonra Gezi’yi sahiplenmeye çalışan bayrak şovenisti bir grup belirdi aniden. Bu grup 10 ve 19 mayıs  dönemi arasında Gezi’de küfür ettikleri çevik kuvvetlerle birlikte İstanbul’daki bazı üniversiteleri işgal etmeye çalışmıştı. Bu zihniyet Gezi’de çatışanların emeklerini hiçe sayarak prim sağlamaya çalışmıştır. Bu zihniyete sahip bazı insanların tamamiyle anonim yürütülen vanlı depremzedelere yardımı da ifşa edip üzerinden kendi kişisel primlerini yapmaya çalışmışlardır.

Yapılan şovenizmin asıl organizasyonu düzenleyen arkadaşlarla bağının olmadığını dile getirip, 3 kuruşa 5 köfteden fazlasını almaya çalışan insanların bu arkadaşların emeklerini lekeleme çabalarını kınıyor. Yapılan hadsizliğin derhal düzeltilmesi babında, organizasyondaki arkadaşların seslerinin iletilmesi kapsamında bir aracı olarak dile getirmek istiyorum.

Teşekkürler.

HASTA DÜRTÜLER

image

Bir zamanlar başlayan bazı hasta ruhların, aslında birileri tarafından hastalanmaya zorlanmış ruhların anlatıldığı bir serüvenler silsilesiyle karşı karşıya kalacağınız bu yazı dizisinde; kendinizden, çevrenizden hatta yaşadıklarınızın gerçekliğinden bile şüphe eder bi konuma geleceksiniz. Lakin sakin olun kurgusal çözümlemelerle insan hayatının bazı realitelerini gözler önüne sereceğim. Amacım sadece düşünmeyi doğduğu gün ağlamasıyla unutmuş insanoğluna bazı şeyleri sorgulatabilmek-tir, bazı gerçeklikleri.


Hayat, Türkiye’nin Doğu topraklarında doğup büyümüş bir çocuk için genelde çok erken yaşlarda acımasızlıklarla başlar. Doğduğu andan itibaren modern köleliğe atılmış bir üreme tohumunun günahsız bedeni batı diye tabir edilen koca başların kölesi olmak için hazırlanmış essiz bir şaheserdir. Dünyanın çoğu yerinde doğan bir çocuğun dünyaya gelişi için havai fişekler patlatılabilir, purolar yakılabilir hatta hastanede doğmuşsa şampanyalar eşliğinde kutlamalar bile yapılabilir. Nedeni sadece baba denilen zatın kendi soyunu devam ettirebilecek ve ilk insandan bu yana devam eden beşer sirkülasyonunun devamlılığını sağlama görevini yerine getirip, kendini çevresindekilere ıspatlayabildiğini düşündüğü bir gövde gösterisinden ibaret düzmece sahnelerdir. Asıl gerçek Anadolu’nun güneş doğan tarafındadır. Doğan her çocuk için yaşadığı toprakların resmi diye tabir edildiği dilinden farklı bir dilde ağladığı için savaş uçakları karşılar ya da bölge halkından başka herkese ait olduğu ve çoğunda mermilerin propaganda aracı olarak döküldüğü dağlarda yine birilerinin ekmeğine yağ sürmesi için oraya gönderilmiş bedenlere saplanan fişeklerin, namludan çıktığı andaki seslerine eşlik eder doğan mazlum. Ben bu mazlumlara -Arin- sıfatıyla hitap etmeyi tercih edeceğim yazı boyunca. Nedeniyse o bölgede yaşayan ve sonrasında katledilmiş bir topluluğa ait dilde “kan” anlamı taşıması. Çünkü doğan her mazlum, oradaki dağlara akacak bir kan demekti.
Kitap dinleri diye hitap edilenlerin dayandığı ilk kan olayı olan Habil-Kabil meselesinden bu yana, Anadolu sadece kana susamış bir anaydı. Öyle bir yere basmıştı ki ayaklarını, sadece kan doyurabiliyordu. Vampir efsanelerinin anlatıldığı tipik batı romanlarına taş çıkaracak gerçeklikler. Sahte gözyaşları olan Tigris ve Purattu’nun akarken, bu topraklardan sürüklediği ölü bedenlerin haddi hesabı yoktur, olmayacaktır da. Zaten doğan her Arin, Antalya semalarında turistlere kilim satan tezgahtarların yüzündekine eş gülümsemesiyle hayran olur Anadolu’ya. Oysa Anadolu kelimesindeki ana ve dolu birleşmesinden çok farklı olarak. Hiçbir zaman anne şevketiyle yaklaşmadı bir Arine. Sadece bahsi geçen tezgahtarlar gibi, sadece sahte gülümsemesiyle düzmece oyunlara çekti doğanları ve onlar farkında olmadan kanlarını emip sömürdü. Anadolu bir madik yuvasıdır ve her Arin madiklenmek için doğan bir turist.

…. ( devam edecek )



twitter basini bilgilendirme metnidir…

Malumunuz son gunlerde ortalikta dolasan transfer sozleri ile ilgili amed ekibinin yaptigi ortak oylama sonucu bugun bazi gelismeler yasandi.

Bugun amed twitter ekibine soruldu. Kro mu berzan mi diye! Yapilan oylamaya 9 kisi katildi taraflar heyecanliydi oylamanin sonucunu buyuk bir heyecanla bekliyordu. Oylamadan cikan sonuc 5 berzan 2 kro ve 2 liberal(cekimser kari koca) oyu. Bunun uzerine amed twitter ekibine asagidaki istifa metnimi sunuyorum.

Sevgili xelkê kulpê u amedin twitter caimasi.

Sizinle beraber gecirdigimiz goygoylu gerek iyi gerekse molotoflu fissekli gunlerimizin ardindan surekli yedekte oturan arkaasimiz genc forvet berzan i benim yerime oyuna almis olmanizi olgunlukla karsiliyorum. Avrupada gorustugum kuluplerden iyi teklifler aldim lakin ben nagariguhadaki teklifi daha olumlu buldum. Adamlar 160 karakterli twitter hesabi yapmis bana.

Bunun uzerine amed tayfasindaki yerimden istifa ettigimi bildirir. (tazminat olarak 3 tane tuborg gold) yerime gelecek olan berzan in benden daha igrenc espriler yapmasini temenni ederim.


Saygilar amed twitteri kurucu uyelerinden krototip….

BİR TRAGEDYA ÖRNEĞİ OLARAK “ ADALETLİ TECAVÜZ “

image

Kadın, tarih boyunca sürekli ikinci planda kalmaya mahkûm kılınmıştır. Özellikle sosyo-ekonomik durumu düşük olanlar, bu ezilmişlikle daha çok karşılaşmak zorunda kaldı. Aslında mitoloji ve dine bakıldığı zaman, kadının toplumdaki değeriyle ilgili çelişkili ifadeler görülmektedir. Örneğin, Yunan mitolojisine baktığımız zaman Tanrıça kavramına rast geliriz ya da İslam’a baktığımızda “ Cennet anaların ayaklarının altındadır.” Hadisleri görmekteyiz. Fakat aynı dinde 4 kadınla beraber evlenme olayı ile de karşı karşıya geliyoruz. ( her ne kadar o zamanın koşullarında zorunlu olarak yapılan bir eylemin şu an farklı anlaşılması diye dayatılmaya çalışırsa da)

Kadının bu ikinci sınıf vatandaşlığı sadece din ve mitolojide değil, Avrupa’da da etkisini göstermiştir. Özellikle 15.-17. yüzyıl arasında dünya üzerinde yaygın olan cadılık kavramı, kimi tarihçilere göre o dönemdeki Seks işçilerine verilen addır. Zaten kiliselerin o dönemde popüler hale gelmesi ve insanları cennetin anahtarı, aforoz gibi zorbalıklarla kendi kontrolünde tutması, cadı diye tabir edilen kadınların idam, recm gibi insanlık dışı yöntemlerle öldürülmesiyle sonuçlanmıştır. Aslında kadını o duruma sokan yine bir erkek değil midir?

İngiltere de bir zamanlar çok popüler olan bu cadılık daha sonradan yerini falcılık gibi başka isimlere bıraktıysa da Kral VIII. Henry döneminde bugün İngilizce de popüler olan ve en çok kullanılan kelimenin ortaya çıkmasına da katkıda bulunmuştur. Özellikle dönemin zorlu şartlarından dolayı (savaş, veba, katliamlar, uzak diyarlardaki sömürgelere gidenlerin dönmemesi ) nüfus neredeyse yarı yarıya düşmüştür. Bunun üzerine Kral Henry bir çözüm bulmuş. Ülke hapishanelerindeki hırsız, serseri ve seks işçilerinden faydalanarak nüfusu çoğaltmaya çalışmıştır. Bu projeye de “Fornication Under Control of the King (FUCK)” yani “kralın kontrolünde zina”. O dönemden bu yana süre gelen kadının ezilmişlik altındaki çilesi ve dönemin dinleri, zengin kesimleri tarafından sadece seks objesi olarak görünmeleri. Kadının sadece üreme aracı olarak kullanılması da tarih boyunca ataerkil toplumun vebası olmuştur.

Oysaki yunan mitolojisine baktığımızda “adalet ve düzen” tanrıçası bir kadındır yani Themis. Themis, doğada mevsimlerin, yılların ve sanatların düzenini sağlayan bir Tanrıça olmasının yanı sıra canlı varlıklar arasında yaşamla ölüm dengesini kuran bir Tanrısal varlıktır. Themis, yasadır, kuraldır. Doğanın bozulmayan sonsuz olan düzen yasasıdır. Ki özellikle Tanrıların toplantılarını yönetmesi, Olympos’taki düzeni koruması kadının ne kadar önemli bir düzen işleticisi olduğunun en önemli kanıtıdır.

 

Themis’in resmediliş şekli de çok ilginç anlamlar içeriyor. Gözü bağlı, Bir elinde kılıç, Bir elinde de Adalet mizanını taşır. Ayrıca Themis Bakiredir. Kısaca belirtmek gerekirse; “Kılıç” adaletin verdiği cezaların caydırıcılığını ve gücünü, “Terazi” adaleti ve bunun dengeli bir şekilde dağıtılmasını simgeler. “Kadın” ve “Bakire” olması bağımsızlığı ifade eder. Ayrıca kadının gözü bağlıdır. Bu da tarafsızlığını simgeler. Hukukun evrensel ilkelerini simgesel olarak taşıdığı için Themis heykeli adaleti en iyi şekilde ifade etmektedir.

 

Böyle adalet sisteminin işlediği ve kadına bu kadar değer verilen bu topraklarda bugün gelinen noktaya baktığımızda ise, adalet dediğimiz kavram artık gözü kapalılığı bağımsızlık değil ciddi anlamda körlük olarak algılamaya başlamıştır. Özellikle çocuk istismarlarındaki bu tutumu Türkiye’deki adalet kavramını gün geçtikçe daha da zedelemeye başlamıştır.

İlk olarak Fethiye’de patlak verdi mahkemelerin bu durum karşısındaki tutumu. Fethiye davasını kısaca hatırlatayım. B.S. adındaki bir lise öğrencisi 8 kişi tarafından tecavüze uğradığını belirtmişti. Mahkeme ise 8 kişiyi yapılan incelemelerden sonra şok bir kararla serbest bırakmıştı. İşin komik tarafı sanık avukatlarından biri Muğla Baro Başkanı olmasıydı.

 

İkinci olayımız N.Ç. davası. Türkiye adaletine kara bir leke olarak düşen dava. “Utanç Davası” olarak bilinen olay, Mardin’de 2002 yılında yaşanmaya başlamıştı. N.Ç. henüz 13 yaşındayken, iki kadın tarafından erkeklere pazarlandı. Aralarında devlet memurlarının da bulunduğu 26 kişi küçük sabi ile ilişkiye girdi. Olayın duyulması üzerine N.Ç.yi pazarlayanlara ve onunla ilişkiye girenlere dava açıldı. Mardin 1. Ağır Ceza Mahkemesi, 24 sanığa alt sınırdan 5 yıl ceza verdi ve iyi hal indirimiyle 4 yıl 2 ay-4 yıl 10 aya indirdi. 18 yaşından küçük bir sanığa da 3 yıl 2 ay ceza verildi. Mahkeme, sanıkları cezalandırırken eski TCK’nın “Her kim 15 yaşını bitirmeyen bir küçüğün ırzına geçerse 5 seneden aşağı olmamak üzere ağır hapse mahkûm olur” şeklindeki 414. maddesinin 1. fıkrasını uygulayarak N.Ç.’nin, kendi rızasıyla fuhuş yaptığı yorumuna imza atmış oldu. İş daha sonra Yargıtay’a gitti. Fakat Yargıtay da bu skandala ortak olurcasına “kızın rızası vardı.” Diyerek 14. ceza hukuk dairesinin kararına itiraz etmedi ve o dava adalete leke getirdi.

 

Türkiye’deki bu tecavüz olayları sadece kadın bedeni üzerine olmadı ondan sonra. Tecavüzcülere uygulanan bu imtiyazı görenler şerefsizler, artık işi çığırından çıkarmaya başladı. Adana/Pozantı cezaevindeki siyasi tutuklu çocuklara cinsel istismarda bulunmaya başladılar. Daha sonra olay cezaevinden çıkan çocuklar tarafından gündeme getirildi haklı olaraktan. Fakat çok adaletli devlet başındakiler bu olaya hiddetlendi nedense. Pozantı çocukları şartları daha kötü olan Sincan Cezaevi’ne nakledildiler. Onlar Sincan’a nakledildikten sonra onlarla görüşen bir avukat arkadaşımla görüştüm. Rapor alıp sürekli oradaki çocuklar hakkında bilgi edinmeye çalışıyordum. Hazırladıkları bir rapor hakkında konuşurken sarf ettiği cümleleri aktarıyorum sizlere: “ Bugün yine Sincan’daki çocukları ziyarete gittim. Onları vekâletleri bizde olmadığı için çok zor görüştürüyorlar bizi. Üstelik çocuklar mahkemelerine mobil şekilde katılıyorlar Umut. Yanlarında avukatları bile yok. Avukatlarını görme şansları olmuyor. Mahkemeleri Adana’da olduğu için çocuklar oraya gidemiyor her mahkemede. Zaten serbest bırakılanları da aileleri maddi durumları düşük olduğu için almaya gelemiyor.” Peki, “bunun için Baro bir şey yapamıyor mu “ diye sorduğumda ise: “ Baro geçenlerde oradaki çocukların gördüğü işkenceleri ve eksiklikleri Adalet Bakanlığı’na sundu fakat Adalet Bakanı çıkıp televizyon kanallarına Sincan’da her şeyin yolunda olduğuna dair bir açıklama yaptı.” Bunları duyunca Türkiye’deki Adalet kavramını yavaş yavaş anlamaya başlamıştım. Ha! Adana/Pozantı’da çocuklara cinsel istismarda bulunun gardiyanlar sadece açığa alındı başka bir ceza verilmedi. Oysa olayı medyaya taşıyan iki çocuğa 34 yıl hapis cezası verildi. “Bu ülkede tecavüze uğradığınızda şikâyetçi olursanız kafanıza böyle vurup, içeri tıkarız sizi!” mesajı verildi.

 

En son patlak veren ve artık beni çileden çıkaran olay ise Sakarya’da meydana geldi. O.Ç. adında 14 yaşında bir sabi. 34 kişi tarafından tecavüze uğramıştı ve mahkemeye başvurmuştu. Üstelik tecavüzcülerden ikisi POLİSTİ. Evet! Milletin emniyetinden sorumlu memurlar, emniyeti sağlamak yerine 14 yaşındaki bir çocuğa tecavüz etmişlerdi. Mahkemesi 30 Ağustos’ta başladı bu olayın. Mahkemede klasik olan bir şey göze çarpıyordu yine. Sakarya Barosu Başkanı sanıkların avukatı! Bu davada diğer davalardan farklı olarak ilginç bir detay göze çarpıyordu. Sanık akrabaları yaptıkları namussuzluğu savunmaya başlamıştı ve O.Ç. nin hakkını aramak için mahkeme salonu önünde basın açıklaması yapan kadın örgütlerine sözlü tacizde bulunmaya kadar ilerletmişlerdi işi. Ki bir sanığın annesinin yaptığı açıklama beynime zonk diye oturdu. “Kız kendi isteğiyle oğlumla birlikte oldu. Benim oğlum suçsuz.” Bu açıklamanın üstünde 14 yaşındaki bir kızın iradesi nasıl olur sorularını kendime sormaya başladım. Çirkefliği sadece sanık akrabalarının değil sanık avukatlarının da içeri de O.Ç. nin avukatlarına sözlü tacizde bulunduğunu duyduğumda ise sadece kaskatı kesildim.

 

Mahkeme çocuğun yaşı 18’den küçük olduğu için kapalı duruşma olarak görüldü. Fakat 18 yaşından küçük olan çocuğa tecavüz edenlere yapılan muamele, hiç de öyle değildi. Bütün sanıklar serbest bırakıldı. Zaten daha önceki gözaltına alınıp serbest bırakılanlardan biri yurt dışına kaçmıştı bile ve bu emniyet şube müdürü olan polisti.

 

Dünya üzerinde adaletin bu kadar adaletsizce uygulandığı bir ülke daha var mıdır? Bütün dünya üzerinde çocuk istismarcılarına en büyük ceza verilirken, Türkiye’de tecavüzcüler baş tacı oluyor. Hani hep mahkemelerde görürüz ya “ Adalet Mülkün Temelidir” yazısını ben mülkiyete karşı olduğum için “ Adalet Çükün Temelidir” onu. Kendi Hemcinslerimin yaptığı bu vahşetlere tanık olunca, erkek cinsinin cezası altında ezilmiyor değilim. Eee! Sistemin bu kadar adaletle işlediği bir ülkede yaşamak da büyük lüks olsa gerek uçkuruna düşkün şerefsizlere! Değil mi?